Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan шинэ хаваалангийн нээлтийн үеэр "Истанбул" гэж мэдэгдлээ.
Imparatorluk devrinin fermanlarında, beratlarında ve hattâ paralarında “Kostantiniyye” diye geçen “Истанбул” исмин хаана байгаа талаар elimizde hâlâ kesin bilgi, kayıt, vesaire maalesef yoktur! Селчуклулар цагт болон Османчуудын анхны девирүүдээр "Станбул" гэдэг газар "Стибол" яхут "Стамбол" гэж хэлж болно, энэ үгсийн де Румка "Шехре үнэн" гэсэн үг "Эис тон полин" гэсэн үг юм. “eis ton polin” benzetmesine açık söyleyeyim, sadece миний биш, илүү олон кимзенин aklı нь хэзээ ч бүтсэнгүй!
Ama bu bilgi yokluğuna болон хотын исмин дээрх эргэлзээтэй шалтгаануудын эсрэг хэрнээ үнэ цэнэгүй байсан хаваалангын нээлтийг дахин санахаас "Истанбул" хэлийг marka болгон нэг төрлийн арга замаар ашиглаж болохгүй гэдгийг анхаарах хэрэгтэй.
Çok memleket gezip dolaşmış bir kişi olarak samimiyetle söyleyeyim: Doğu dünyası “Türkiye”den ziyade “İstanbul”a âşinadır; Batı’da ise “Türkiye” az bilinen yahut bilinse bile pek muhabbet duyulmayan bir memlekettir ama “Istanbul” öyle değildir, bir batılının kanaatine göre bambaşka bir diyardır!
Ortadogu memleketlerinin birinde "Nerelisin?" diye sordukları zaman vereceğiniz “Türk’üm” cevabını hemen bir başka soru, “İstanbuuuul?” yani “Istanbul’dan mı?” suali takip eder; zira sokaktaki bir Arap’a göre, Türkiye, “Istanbul” demektir! Anglosakson ülkelerde aynı soruya vereceğiniz “Turkey” хариулт нь мухатабынхаа hatırına “hindi”i getireceği için önce hafifçe tebessüm ettirir ama söz İstanbul’a гарч болзошгүй, нэг температурын hasıl olduğunu farkedersiniz.
Ama hem Doğu'nun, hem de Batı'nın böylesine alakasını çeken İstanbul'u çok daha bilindik bir marka yapabilmek için şimdiye kadar her nedense ciddî bir çaba göstermemişizdir.
DÖNMEDOLABA KARŞI KIZKULESİ
TV’deki filmlerde sık görülen ve artık bizde de hemen herkesin giydiği tişörtler ile şapkaуудын дээрх бичвэрүүд болон зургуудын талаар: Bol bol “New York” vardır, en rağbet göreni “I love New York”tur; Avrupa’da da millet “Paris” ve “London”, yani “Londra” tişörtüne ve şapkasına meraklıdır. Adamın yahut hatunun gogsünde kazık kadar bir Eiffel Kulesi харж байгаарай, түүний доор эсвэл дээр нь яг адилхан “I love Paris” гэж бичдэг. İngilizler is Eiffel kadar meşhur sembol bulmakta zorlandıkları için tişörtlerin дээр Лондонтой холбоотой байж болно akıllarına ne gelirse basarlar: Saat kulesi, “Londra'nın gözü” dedikleri devâsâ dönmedolap, iki katlı otobüs, hattâ kırmızı bir telefon klübesi, vesaire…
Marka olarak pazarlanan yerler sadece Londra ve Paris değil dünyanın dört bir tarafındaki şehirlerdir ve bu iş hemen her vesile ile yapılır. Güney Amerika’dan Australia’ya, tangodan Viyana valslerine, Yeni Zelanda’nın sempatik hayvanlarından Mısır’ın piramitlerine kadar akla gelen бүх зүйл, өнөөдөр şehir pazarlamasının vasıtasıdır.
Elimizde “Istanbul” gibi mükemmel bir marka var; hem doğu, hem de batı bu şehri hâlâ egzotik ve pittoresk buluyor, Истанбул бүтэн Арап ертөнцийн gözünde son senelerde gidilip görülmesi şart olan hayal gibi bir belde ama biz bu markayı kullanmayı ve pazarlamayı hâlâ beceremiyoruz!
Istanbul için hazırlanacak logolar için deseniz elimizde Kızkulesi, Galata Kulesi yahut Topkapı Sarayı'nın Adalet Kulesi gibi mebzul sembolü хэмжээгээр өндөр ve şık bina mevcut; egzotik manzaralar istemediğimiz kadar çok, kubbeleri ve minareleri ile dünya kadar tarihî görüntü elimizin altında ama bunları kullanmaya gelince бүх зүйл nanay!
Олон тооны гаднынуудын нэг нь "Истанбул"-ын нэг başka avantajı daha vardır: Telaffuzu kolaydır! Дэлхийн ѳндѳѳ ѳндѳѳ ѳѳндѳѳ ѳнгѳрѳѳ ve ѳнгѳнгѳѳр аялагчид mahsus mekânlardan sayılan ama söylemesi dert olan “Oaxaca”, “Machu Picchu”, “Waimanalo”, “Kaunakakai”, “Kanchanaburi” yahut “Chaiwatthanaram” nerde, şıpıdanak söylenebilen “Istanbul” nerdeee!
Belediyeler ve kamu kuruluşları hemen tamamını kuşe kâğıdına bastırdıkları ama neticede hepsi olduğu gibi çöpe giden kalitesiz reklâm kitapları yerine İstanbul tişörtleri, şapkaları, şortları, vesaireleri бэлтгэсэн эдгээр ирсэн turiste sembolik fiyatla verecek olsalar.



