• Турција
  • Уметност и култура
  • Бизнис
  • Инвест
  • Мислење
  • Спорт
  • Мисла и литература
  • Туркестан
  • Светот
Четврток Јуни 11, 2026
  • Најава
Турција трибина
  • Турција
  • Светот
  • Бизнис
  • Патуваат
  • Мислење
  • Туркестан
Нема резултат
Прикажи ги сите резултати
  • Турција
  • Светот
  • Бизнис
  • Патуваат
  • Мислење
  • Туркестан
Нема резултат
Прикажи ги сите резултати
Турција трибина
Нема резултат
Прикажи ги сите резултати

Од академици до неквалификувана работна сила

ТТ Туркче by ТТ Туркче
Јуни 4, 2023
in Türkçe
Време на читање: 18 минути прочитано
A A

Асли Ватансевеr и Мерал Гезици Јалчин'ın birlikte kaleme aldıkları Предаваме која било лекција: Трансформација на академик во неквалификуван работник Неговата книга фрла светлина врз светот на академиците...

Yüzyıllar boyunca diğerlerine göre biraz daha merakli olan –ve bu yüzden başlarını олур олмаз јерлерде, турлу турлу бичимлерде белаја сокан- кими инсанлар неден базиларимизин елинде чок, базизм бирезум елинду ek azla yetinmek zorunda kalırken küçük bir kısmımızın çok çok, ама pek çoka sahip olduğunu, bu arada ciddi bir çoğunluğun elinde de kaybedilecek zincirlerinden başka bir şeyin kalmadığını merak ettiler, bu tarihsel olgunun nasılı, niçini üzerine kafa yordular. Tartışmanın temelinde ne şekilde oluştuğu, kökeninin nerelere dayandığı hayli şüpheli bir mülkiyet kavramı vardı (bu, çalışarak olabiliyordu mesela, fakat kılıç gücüyle, zora başvuranılışılışola le gönül rızasıyla tapınaklara, rahiplere de taşinabiliyordu eldeki-avuçtaki; галиба bir üretenler vardı, bir de üretilenle ne yapılacağına karar verenler ve esasında müthiş farklı büyüklükteki bu iki kume çok nadiren kesişiyordu).[1] Mülkiyet kavramının yanısıra başka bir kavram, satış kavramı da sahne aldı. Buğday verilip karşılığında hayvan postu da takas edilse, pazar yerinde sikke ile, dinarla da yapılsa, elektronik ortamda bilgisayar ekranından göz kırpan birtakım değerler aracılöğı ile de gerçekleşirlığı ile de gerçekleşirlığı меклеклештирилс çüde benzer, ana mantık neredeyse aynı idi: „Sende olmayanı , benim olanı istiyorsan satın alacaksın!“ (bu, tabii kavgasız-gürültüsüz seçenek: itiraf etmeliyiz ki, iki ayağımızın üzerine dikilmeyi becerdiğimiz çağlardan beri çoğunlukla savaşı tercih ettik).

Kaç bin yıllık insanlık tarihinin iktisadi cephesinin özetini bi-iznillahi teala böylece bir paragrafta tamam ettikten sonra (ki, iktisadın diyelim toplumdan, siyasetten veya kültürden ya da bunların herhangi birinden ayrıtılılamin şmadır), “satış” temasından hareketle esas konumuza yönelebiliriz . Хошлансак да, хошланмасак да, алкиш туцак да, карши дурсак да дунјамиз –ен доброиндан бери дегилсе де, хајли узун замандир- јукарида созуну еттигим мулкијет, сатиш ве бу икилиндаламурич, ama müthiş bir sembolizasyon olan paranın etrafında dönmektedir. (Neredeyse) her şeyin satışı mümkündür,[2] fakat üç şeyin, sıralamam gerekirse sağlığın, eğitimin ve adaletin satışı bana her zaman sorunlu görünmüştür. Elbette ki doktor da akşam indiğinde evine ekmek götürmek zorundadır, öğretmenin de ay sonunda faturalarını ödemesi gerekir ya da avukatın çocuğunun okul ücreti halli şart bir meseledir, yine de belki sağlıklıklıkıldır.

 

„Не Дерс Олса Веририз“, Асли Ватансевер, Мерал Гезиџи Јалчин, Илетишим Јајинлари
„Не Дерс Олса Веририз“, Асли Ватансевер, Мерал Гезиџи Јалчин, Илетишим Јајинлари
Aslı Vatansever ve Meral Gezici Yalçın'ın birlikte kaleme aldıkları"Ne Ders Olsa Veririz“: Akademisyenin Vasıfsız İşçiye Dönüşümü(İletişim Yayınları, 2015) bir önceki paragrafta değindiğim kritik, yaşamsal üçlüden bilginin satışını ele alan, bunu da cesaretle, kuramsal yaklaşımla somut bulguyu maharetle bağdaştmaslle yarakv, o İki akademisyen bu çok boyutlu soruna vakıf üniversiteleri[3] açısından yaklaşıyor, kendi kişisel deneyimlerini de katarak eğitimde, en basit tanımıyla bilgi aktarmada ve bilgi üretmede yaşanılance anılamışland. Vatansever bir sosyolog, Gezici Yalçın ise bir social psikolog, ancak metin ilerledikçe daha iyi, daha net anlaşılıyor ki, mesleki kimliklerinin yanında onlar esas itibarıyla azap/dert ortakları.[4]

Теори…

Türkiye’de eğitim üzerine yapılan çalışmalar söz konusu olduğunda genellikle tutulan yol, araştırmanın eldeki konuyla ilgili olduğu düşünülen belirli sayıda şahıs ile yapılan götrafülülülül bulgunun bol tablolu, bol istatistiki verili bir sunumla okuyucusuna/dinleyicisine ulaştırılmasıdır. Sayılabilir, niceliksel olana yönelik, kantitatif bir tercihtir bu, dolayısıyla niteliksel, kalitatif olanı büyük ölçüde göz ardı etmesi doğal bir sonuçtur. Okullaşma oranlarına bakılır mesela ya da belli yaş gruplarının öncelikleri sorulabilir. Üniversite düzeyinde hangi bölüm mezunlarının mesleki anlamda hangi sektörlere yöneldikleri araştırılır veya diyelim lise öğrencilerinin matematik, fizik vs. ifade ettiği incelenir (faydasız da değildir bu çalışmalar: sözgelimi, kuruluşunun üzerinden on yıllar geçmesine rağmen kütüphanesi olmayan üniversiteler araştırılsa, plansız-programsız açıldığı için her sene üniversitelere yüzbinlerce başvuru yapıldığı halde туркија берзите lümler tespit edilse, kaç gencin yeterli beslenerek, ertesi gün ne yiyeceğini düşünmeden derslerine girdiğine bakılsa ilgi çekici olur kanımca).

Aslı Vatansever ve Meral Gezici Yalçın araştırmanın bu boyutunu, “saha” kısmını ihmal etmemekle birlikte, meseleye öncelikle kuramsal açıdan yaklaşarak birk çerçeve, teori o çerçevenin içinde ана ексенлер танираларам. la bakılan öğrenci veya eğitim kurumu yerine sürecin başka bir parçasına, akademisyene odaklanıyorlar.

Getirdikleri perspektif dünya ölçeğinde de görece yakın tarihli sayılabilecek, Türkiye'de ise yeni yeni gündeme gelmeye başlayan prekarya literatürü ve prekarizasyon tartışması. İngilizcede “belirsiz, muğlak,” bu arada bizim için önemli olan manasıyla “güvencesiz” anlamına gelen несигурен На ист начин го употребуваме и во турски со придавката пролетаријатот келимелеринин birleşmesinden meydana gelen bir ifade prekarya. Yazarlar kitapta özellikle “Giriş” ve “Hiçleşmenin Sistemik Arka Planı” başlıklı bölümlerde konuya dair elde varolan malzemeyi, temel argümanları Yetkin bir biçimde özetliyorlar.[6] Kafamızın iyice netleşmesi için mevzunun uzmanına, onun tanımına başvuralım: Прекаризација (prekerleşme, güvencesizleşme) diyor Aslı Vatansever “emeğin, iş piyasalarının acımasız rekabet koşullarında her an систем dışına itilme korkusundan dolayı, haklarının çiğnenmesine, vasıflarınleşirölımellesü ek derecede sindirilmesi sürecidir“ (А. Ватансевер, „Прекарја Гечелери. 21. Yüzyıl Dünyasında Geleceği Olmayan Beyaz Yakalıların Rüyası,” EUL Journal of Social Sciences (IV:II), декември 2013 година, стр. 1-20). По својата природа, концептот најчесто се поврзува со подкласи, како и резервна војска (işgücü yedeği ordusu) mantığıyla kolaylıkla yeri doldurulabileceği düşünülen –ve doldurulan!-vasıfsız emekçilerle, örneğin kadınlar, servis sektörü içalışanları ancakyzünülen! lüyor ki kapitalizmin belki de yeni bir aşamaya geçmesiyle, неолиберален saldırının yoğunlaşmasıyla vasıflı emek de yavaş yavaş , kademe kademe güvencesizleşiyor. İşte Vatansever ve Gezici Yalçın’ın söylediği (her ne kadar umutsuzca reddetmeye çabalasa da) akademinin de bu sürecin bir parçası olduğu, hatta belki de kendisine bilgi üzerinden atfedilen önemden kes oldarığı ağı.

Ве практикуваат…

Yazarlarımız araştırmalarının kuramsal çatısını oluşturduktan sonra yavaş yavaş tümü İstanbul’daki vakıf üniversitelerine mensup, sayıları otuza yaklaşan, ağırlıklı olarak bilimler, аландареванли ​​социјални iş bir mesleki yelpazede yer alan akademisyenlerle yaptıkları yüz yüze görüşmelerden elde ettikleri bulguları yorumlamaya yöneliyorlar. Bu kişilerin dile getirdikleri/şahitlikleri de çarpıcı, oradan hareket ederek Vatansever-Gezici Yalçın ikilisinin vardıkları sonuçlar da…

Yukarıda hayli basit bir tanıma başvurarak eğitim için varolan bilginin aktarılması ve yeni bilginin üretilmesi süreci demiştik, iki yazarımıza göre vakıf üniversitelerinin çoğunun özelinde bunlarılılılıp ne amaçlanıyor ne de önemseniyor. Üniversite yönetimi (ki, burada mütevelli heyetleri öne çıkıyor, rektörler ya da dekanlar genelde üst makamlardan tebliğ edileni uygulayan memurlar konumunda) од тоа да стане универзитет ziyade “şirketleşme” ile ilgili, bunun doğal bir sonucu olarak öğrenci ve öğrenci aileleri “müşteri” olarak algılanıyor ve bu sakat mantık zincirinin sonu da kaçınılmaz olarak”Müşteri megılımününıe: müşteri memılışinüne: Lütfen veresiye teklif etmeyiniz“. Resmin diğer tarafında, birçok öğrenci için de esas olay mümkün olduğunca zahmetsiz elde edilecek bir diploma, özgeçmişe eklenecek birkaç satır, gereği halinde ortaya atılacak bir kartvizit, bir etiket. Aslı Vatansever’in bir röportajdaki vurucu ifadesiyle “Verdiğimiz diplomalar üzerine basılı oldukları kağıttan daha değersiz”.

Diğer bir sorunlu nokta da şu: azınlıkta olan, ama yüksek standartlarla, global ölçekteki hedeflerle yola çıkan sınırlı sayıdaki kimi üniversite de zaman içinde kendi başlangıç ​​noktalarından uzaklaçohağılığımior bazen en kötü örnekleri taklide yeltenerek- seviyesini, kalitesini aşağıya çekiyor . Економски Грешам канунунун дегишик бир версијону адета: „Kötü üniversite iyi üniversiteyi Kovuyor, kendine benzetiyor.“[7]

Genel tablo böyle olunca arada kalan akademisyen iyice zor bir duruma, çoğu kez acıklı bir hale düşüyor. Kitaptan bazı örnekleri hatırlarsak, bilimsel anlamda ses getirecek, ciddi bir proje önerisini gündeme taşımaya çalışan bilimadamına bunun yerine becerebilirse üniversiteye on öğrenci çekmesi tavsiye sayedılacaver, ldanıyor. Ya da bir talihlinin üzerine kesinlikle uzmanlığı olmayan bir ders kalabiliyor, icabında bir ay çalişıp o dersi verebileceği, veremezse kendisinde bir sorun, bir yetersizlik olduğu ima edilerek. Bu arada, başlangıçta verilen sözler tutulmuyor, sözleşmeye konulan maddelere riayet edilmiyor, ders yükü hadsiz arttırılıyor, maaşlar ödenmiyor, sigortalar yatırılmıyor vesaire. Üstüne üstlük, biraz hakkını aramaya niyetlenen, “Bu işte bir yanlışlık var sanki” deme cüretini gösteren birey doğrudan meslektaşları tarafından kınanıyor, yalnız bırakılıyor, olasılızılıkır. Bir tür “Şu güzel ortamı bozuyorsun” havası… Bu koşullar ve kitapta ayrıntılandırılan benzerleri altında, akademisyenlerin ciddi bölümünün tercihi notu bol, öğrenciyi zorlamayan, elinden babacli аналич . Bilgi üretimi de çok büyük bir sorun teşkil etmiyor haliyle: neredeyse önceden anlaşılmış üçüncü sınıf dergilere makale yollamak, dostun-akrabanın-hocanın kotardığı yerlere yazılışımış20, letilmiş yeni basım” notuyla yayımlamak, tek makalede toparlanabilecek konuyu üçe -beşe bölerek “akademik yükseltme kriterleri”ni sağlamak pek zor olmuyor.

Bu bölümü bitirirken bir ekleme yapmalı, bir “hakkı teslim etmeli”: doğrudur, uzun süredir Batı dünyası üniversitelerinden yola çıkılarak tum yerküre üniversitelerine yayılan bir neoliberaluистражувачки универзитет (araştırma üniversitesi) mantığı ile veya Avrupa Birliği bilmem kaçıncı çerçeve planı adı altında akademinin enerjisinin –öyle felsefeye, sosyolojiye, tarihe, edebiyata filan değil- doğrudan sanayleret yöniniletilme eklemlenme sürecinin eleştirisi getirildi. Vatansever ve Gezici Yalçın’ın kritiği bu dahi değil!

„Академик Митлер“ на Мезарликтан Гечеркен Ислик Чалмак

Според мене „Не Дерс Олса Веририз“ ile getirilen en özgün yaklaşımlardan biri “Akademik Mitler” başlıklı bölümde ifadesini bulan akademi-üniversite-entelektüel ortam güzellemesi ile hesaplaşma gayreti. Önce alt başlıkları sıralayalım, sonra devamını getirelim: „Manevi tatmin“, „Gönüllü çilecilik ve adanmışlık“, „Otonomi“, „Esnek çalışma saatleri ve uzun tatiller,“-Canlitılük isi ve ders vermenin hazzı ,“ „Akademisyen olmak için doğanlar: „Başka bir işi asla yapamazmışım!“

Yazarlarımız istisnaların varlığını kabul etmekle birlikte, aslında içinde bulunduğu (çırpındığı?) дурумун фаркинда олан академисиенимиз ичин арди ардина сираланан бу maddelerin yaşanan, yanıçıls мешрујет јаратма умуду, академије ve hayata tutunma gerekçesi arama olduğunu savlıyorlar. Kendine ve çevresine bunları gâh inanarak, gâh pek de inanmaksızın bir akademik amentü gibi tekrarlayan akademisyen neticede en son maddeye, „Ben zaten akademisyen olmak için doğmuşum. İstesem de başka bir şey yapamazmışım” noktasına evriliyor. Öte yandan, bir kuşatılmışlık psikolojisi, öğrenilmiş çaresizlik atmosferi, dönüp dolaşıp „Ne yapacaksın? Her yer aynı”ya bağlanan bir ruh hali de söz konusu. Buradan zaman zaman insan dediğimiz varlığın karanlık yüzüne de yol çıkıyor. Almanca kökenli, Türkçede tek bir kelime ile karşılanması pek mümkün olmayan, ama herhalde “başkasının mutsuzluğundan mutluluk çıkartmak” şeklinde tercüme edebileceğimizШаденфрајд kavramı akla geliyor mesela. Diyelim, başka vakıf üniversitelerinde maaşlar düzenli yatmazken sizinkini her ay başında alabildiğinize şükrediyorsunuz, bir sabah aniden karşı ofisinizdeki arkadaşınızı yerinde göremeyince gidenin стар сиз дегнил тујор. Отекилере олан бана олмаз“ babında kendinizi avutuyorsunuz.

Vatansever ve Gezici Yalçın’ın bir diğer tespiti (belki de kitabın en can alıcı tespiti) akademisyenlerin açık bir sınıf yanılgısı, bir tur emek reddi içinde olmaları. Üstte anılan gerekçelere ve büyük ölçüde aldıkları eğitime dayanarak kendilerini farklı bir social sınıf, özellikleri, imtiyazları olan bir grup olarak görmek arzuundalar; галиба социјални сермајелери (eğitimleri, harcadıkları yıllar vesaire) hakkettiklerini düşündükleri maddi karşılığı bulamayınca bu imaj –bir tür manevi telafi, psikolojik tatmin gibi- даха да вургулори халекинлеи. Araştırmacıların yönelttiği, katılımcıların kendilerini akademisyen kimlikleriyle emekçi olarak görüp görmedikleri sorusuna verdikleri yanıtlar kaba bir tasnifle üçe ayrılıyor: ilk grupde netlup biğeriyle tıyı reddediyor, ikinci grup birtakım benzerlikler olsa da farklılıkların çok daha ağır bastığı kanısında, üçüncü gruptan duyulan ise mahçup bir “Vallahi, biraz düşününce aslında da öyle” yarı kabulü. Ve galiba aralarındaki social bilimciler dahi bugüne dek bu soruyu kendilerine sormamışlar, yaşadıklarını serinkanlılıkla tahlile niyetlenmemişler, aynada kendi gözlerinin içine bakmamışlar.

Академска солидарност? „Моќ од производство“?!

İki yazarımız verilerini sunduktan, bu veriler üzerinden yorumlarını getirdikten sonra bu boğucu atmosferin ortadan kaldırılması, akademisyenler tarafından umarsızca sahiplenilen sınıfa dair “yanlış bilincin, inırkisanı” düzelitilmes döngünün kırılması için –fazla ayrıntıya girmeseler de- bir çözüm önerisi getiriyorlar ve akademisyenlerin kendi aralarında geliştirecekleri mesleki, mesleki olduğu kadar insani dayanışmanın önemine vurgu yapıyorlar. Şüphesiz haklılar, идеален олан бу формулал олдугу ичин бунун тартишмасина грмекте фазла бир мана олмаса треба, yine de belirtmek şart ki samimiyetle içten içe bu yöne yürüme arzusu olsa dahi.

Öncelikle, akademisyenlerin pek aralarındaki dayanışma ile bilinen bir profesional grup olmadığının kabulü gerek. Bu kopukluğun bir yönü, bazen suçlama düzeyinde abartılı derecelere vardırılsa da belli bir haklılık payı olan “fildişi kuleler” tanımlaması, öte yandan sık sık bilimsellik adına, kınasıkıkı objektif olabilecek birtakım meselelerden uzak durma eğilimi de yabana atılmamalı (daha önce değindiğimiz sarf edilen emeğin niteliğinin, sınıfsal tanımın şiddetli reddi de bu kapsamda düşünülebilir). Bunların yanısıra, alanın temelinde basitçe ifade edersek “Бен -дури и БЕН- билирим” iddiasının bulunması bireyselliği kuvvetlendiriyor, olası iletişimi sınırlıyor, бирликте харекет етме имканин исе ен алт севијее чекијор. Баскин “İstersen yaparsın, sen diğerlerinden iyisin” söylemi bu bireysellik boyutunu daha da derinleştiriyor. Tüm bu etkenlere, kitapta detaylı şekilde işlenen iş bulma çırpınması (ve bu işi elde tutma gayreti!) ğla olmak, kuzuların sessizliğine bürünmek.

Şunu da görmemek olmaz: icabı halinde dünyanın öteki ucundaki davalara destek olunuyor, global imza kampanyalarına ateşli biçimde imza konuluyor, uzak diyarlara sefer-i hûmayun tertip ediliyor, динамимунде старунап ek verildiği üzere onlarca meslektaşınız bir gecede nedensiz işten çıkartıldığında) , kimi zaman direkt olarak şahsınız hedefe konulduğunda pek çok durumda ıslık çalarak başka yana bakılabiliyor. Ya da diyelim sosyolojiyle, siyasetle, tarihle, kısası doğrudan toplumsal hareketlerle uğraşıyorsunuz, fakat toplumsal olarak hareketlenmeniz gerektiğinde bilginiz kitabi kalıveriyor; teori sağlam olmasına sağlam da pratik biraz sallantıda gibi. Çağımızın gerçeği (nimeti? laneti?) sanal dünya başka bir âlem: Twitter’da ordular bozuluyor, Facebook’ta fırtınalar estiriliyor, ancak ertesi gün uyandığınızda bunun gündelik hayata pek de birmuluyor.

Bir-iki kelam da emek sözkonusu olduğunda bolca atıfta bulunulan “üretimden gelen güç” üzerine. Başka alanlarda tartışma çok daha anlamlı gibi: örneğin çiftçisiniz, “Artık şunu üretmiyorum/satmıyorum” dediniz, fabrikadasınız, dişlileri durdurma kararı verdiniz, bir manası, bir ağınçıle varcılılı kıyla gösterdiği üzere üretenin de, ürettirenin de, alıcı konumundakinin de “ürünü” (yani, bilgiyi) fazla umursamadığı bir ortamda nasıl bir gücünüz olabilir, ne dereceye kadar etkili olabilirsiniz ki?

Bu kısmı bir yıllığına Türkiye’de ders vermeyi düşünen, aktaracağım olay dolayısıyla da meslektaşlarınca сики сикија pazarlık yapması, her şeyi sağlama alması öğütimöğılat bir. ğlayayım.[8] Vaka en öndegelenlerden olmayan, fakat yine de yabana atılmayacak bir vakıf üniversitesinde geçiyor. Genç kuşak bir araştırmacı ile ucu açık olmak üzere bir dönem ders vermesi için anlaşılıyor, dersler başlıyor, gel gör ki ilk ayın sonunda araştırmacının hesabına yapılan bir ödeme gözükü. Sorulduğunda ufak bir aksaklık yaşandığı, bir sonraki ay çift ödeme yapılacağı söyleniyor, iyi niyetli akademisyen yükümlülüklerini yerine getirmeye devam ediyor, ne çare banka yine harekeında yine bir. Neredeyse dönem sonuna yaklaşılırken yavaş yavaş huylanmaya, ayakları suya ermeye başlayan kahramanımız “üretimden gelen gücünü” kullanmaya karar veriyor ve yönetime maaşları ödenmedinime giramanımız . Sonrası ise bir şok: vakti gelince dehşetle görüyor ki, artık her nasılsa notlar girilmiş, sistem saat gibi, tıkır tıkır işlemekte. Bu arada, üniversitece mızıkçılık yapan akademisyene kendisiyle daha fazla çalışılmayacağı bildiriliyor, hizmetlerinden dolayı teşekkür ediliyor.

Ве цезарет…

Зборувавме за чувството на солидарност меѓу академиците, поточно за несолидарноста, сега е време да се зборува за храброст и во општа смисла и во смисла на интелектуална храброст.

İtiraz edilir mi bilemem, ama gerek yukarıda anılan nedenlerden gerekse başka nedenlerden naşi akademisyenlerin büyük çoğunluğunun fazla cesur olmadığını, orta yolu tercih ederek muhtemel risklerden masa gerek. Eleştiri yapılır yapılmasına, hem de bazen en sert, en sivri şekilde, ancak genelde bu kapalı kapılar ardında, ofislerin güvenliğinde, yakın arkadaş çevresinde gerçekleştirilir. Bir başka ironi de şudur: dört akademisyenden beşi üniversite programi, sözgelimi YÖK'ü eleştirirken („О нашил олујор??“ demeyin, dördü konuşuyordur, tesadüfen oradan geçmekte олан да гел ğenmedikleri систем normlarına boyun eğmekten, en bilinen örneğiyle o normallarla doçentlik, profesörlük kovalamaktan geri durmazlar.[9]

Aslı Vatansever’in ve Meral Gezici Yalçın’ın bir yaptıkları, bir de yapmadıkları var. Yaptıkları, netameli bir konuyu hayranlık duyulacak bir cesaretle (yukarıda değindiğim her iki anlamıyla da), doğru olduğuna inandıkları biçimde ortaya koymaları. Yapmadıkları ise “Bu konu bizim akademik ilgi alanımız. Anlatılanlarla uzak, yakın bir alakamız јок; bizler böyle kaygılardan azade üst düzey biliminsanlarıyız” demek.

Нивниот е еден од најлутите и најоправданите гласови што сум ги слушнал во последно време. Тие знаат што прават, добро знаат што ризикуваат.[10] Можеби не треба да продолжиме и директно да ја слушаме оваа жена со две срца:

„Görüşmecilerimizin kimlikleri ve bağlı bulundukları bölümler ve kurumlar, bu çalışmada da sözü edilen güvensiz akademik ortam ve işten çıkarılma tehditleri nedeniyle her zaman bizde gizli kalacaktır. Günün birinde hepimizin korkmadan ve tehditlere maruz kalmadan fikirlerimizi söyleyebileceğimiz, eleştiri yapabileceğimiz ve deneyimlerimizi paylaşabileceğimiz bir akademik ortam oluşana kadar, şimdilik sadece kendi kendi kimliğimiz ılma gibi tehditlere açık hale getirmekle yetiniyoruz.

Bu olası riskleri göze alabilmemizin nedeni, elbette ki, her şeyden önce başta da belirttiğimiz sorumluluk duygusudur. Bu, yalnızca akademiye karşı değil, aynı zamanda akademik emeğin metalaşmasının toplumsal yaşam açısından uzun vadeli sonuçlarını öngörebildiğimiz ölçüde, insan toplumlarına karşı da duyduğumk bir sorumlu. Bu nedenle bu çalışmanın yalnızca akademik emeğin sorunlarını dile getirmek ve ‘kendi derdimize yanmak’ için yazılmadığını, модерен капитализам гостердиги кансеројен бијуме ве металаштирма егилиминин бирачка егилиминизирана еларакимиу.

İkinci olarak, akademisyenlerin hiçbir iş güvencelerinin olmadığı, her dönem farklı üniversitelerden art arda akademisyen çıkarıldığı br dönemde, yönetimler açısından tam da işten çılapbiaretmi edebiğerme sayni i de, hiç kuşkusuz etrafımızda bize destek olan yakınlarımızın olmasıdır. Bizimle aynı vicdani düzlemde bulunan ve bize hem çalışma süresince entelektüel hem de işten çıkarılırsak yaşamsal anlamda ellerinden geldiğince destek olacaklarını hissettiren ailelerimize teşekkür ediyoruz. Günün birinde böyle endişelerin yaşanmayacağı, ailevi desteklerin de yalnızca duygusal boyutta olmasının yeterli olacağı bir akademik hayatı görebilmeyi diliyoruz“ (сс.11-12).

Битириркен…

Еве, нихајет битириркен и теменни…

Биринциси, бензери бир китабин каму иниверзителери ичин де јазилмасин, ораларда јашаниланларин да (орнегин кадролашма олгусунун) усулунце диле гетирилмесини, јазија докулмесини чок истерим. İtiraf etmeli, pek çok sebepten dolayı bunu pek mümkün göremiyorum.

Второ, веројатно спротивно на очекувањата на неговите автори. „Не Дерс Олса Веририз“ hayli okunan, akademik niteliğine rağmen kısa sürede yeni baskı yapan bir kitap oldu. Umulur ki, okuyanlar yürekten, inanarak “Eğitim şart!” diyenlerdir, „О, vallahi yüreğimin yağları eridi. Helal olsun kızlara, ne güzel çakmışlar lafları bizim için de” diyen vakıf üniversiteleri çalışanları değil.


[1] Eski Roma'da bir dönem kölelere tek tip elbise giyme zorunluluğu getirilmesi düşünülmüştü, fakat yönetici sınıf tehlikenin farkına çabuk vardı. Böyle bir uygulama kölelerin görünürlüğünü arttırmanın yanısıra, çarpıcı sayısal üstünlüklerinin iyiden iyiye altını çizecekti. Başta akıllıca görünen bu fikirden anında vazgeçildi.
[2] Не можете да станете совесни со купување на совест, на пример. Од друга страна, може да се наиде на оние кои ја продаваат својата совест за цена; И покрај тоа што купувачот не добил ништо јасно или конкретно, продажбата сепак се случи.
[3] Yazarların da kitabın başlarında belirttiği üzere, yaygın olarak kullanılan “özel üniversite” tabiri aslında yanlış, çünkü Türkiye’de bu şekilde tanımlanmış bir hukuki statü yok, долајкилери валајилерите. Burada akla şu soru takılıyor: Batı’daki örnekleri düşünüldüğünde özel üniversite hemen özerkliği çağrıştıran bir kavram. Sözgelimi, ayrımcılık konusunda son derece hassas bir toplum olan –çünkü bu açıdan berbat bir sicili olan- Америка Бирлешик Девлетлери'nde özel üniversite konumundan dolayı, bir Katolik kurumu olan Универзитетот во Нотр Дамелика olmadıklarını sorabiliyor, Hristiyanlığın Katolik yorumuna en azından saygılı olmalarını talep edebiliyor. Aynı ülkede, bir kamu üniversitesinde böyle bir şey ciddi bir skandala yol açar. Bilinmez, bir ihtimal 12 Eylül 1980 sonrasında orta öğretimi Milli Eğitim Bakanlığı aracılığıyla, üniversiteleri de Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) sayesinde zapt u rapta, kesin devlet kontrol- altına le bir hukuki statüyü tanımaya yanaşmıyor.  
[4] Hayli uzun zamandır İngilizcesini „Знаењето како стока“, Türkçesini ise „Bilgiyi Satmak: Bir Meta Olarak Bilgi“ şeklinde isimlendirdiğim iki paralel proje üzerinde çalıştığım için kitağilyliy. İki yazarla kitap dolayısıyla düzenlenen bir panelde tanışma imkânım da oldu, devamında özellikle Aslı Vatansever’le –üstelik bir türlü yüz yüze gelmeyi başaramadan- gayet verimli bir entelektüel dialogum. Sağolasın Aslı!
[5] Во теоретскиот дел, врз основа на социолошката литература, акцентот го презеде Ватансевер, додека Гезици Јалчин поактивна улога во оценувањето на средбите лице в лице.
[6] Burada yine İletişim Yayınları’nın bastığı (ve bence çok hayırlı bir iş yaptığı) Гај Стои Прекарија: Yeni Tehlikeli Sınıf’ини и Аксу Бора, Неџми Ердоган, Танил Бора, Илкнур Устун „Boşuna mı Okuduk?“: Türkiye’de Beyaz Yakalı İşsizliği'ni anmak gerekir.
[7] Gresham kanununun en bilinen ifadesi “Kötü para iyi parayı kovar”dır. Kanun, Tudor dönemi Ingiliz iktisatçısı Thomas Gresham’ın adıyla anılsa da Batı’da Николас Коперник, İslam coğrafyasında el-Makrizi gibi isimlerce de dile getirilmiştir.
[8] Патем, сериозна забелешка направена од нашите двајца писатели е дека „зборувањето за пари“ се гледа како на вулгарна активност што не му доликува на научник. Оваа ситуација очигледно е тесно поврзана со „академските митови“ што ги споменавме претходно.
[9] Јас лично познавам само еден човек кој постојано го негирал тоа и за тоа имам голема почит кон него. Исто така, мислам дека има уште еден припадник од помладата генерација на кој не му е гајле што лесно може да стане вонреден професор со своите записи и цртежи, иако е без факултет.
[10] Makalenin başlığı yanıltıcı olabilir, ama bu yazı kapsamında ele aldığım pek çok temayı “Howard Zinn: Tarihçi ve Eylemci” adlı çalişmamda tartıştım. Yakında İletişim Yayınları tarafından Акумулација ќе бидат објавени во списанието.
T24
Тагови: академиккнигакритична
Назад пост

Цезаевинден „Син Кушлар“ geçti

Нареден пост

Nabokov'un mektupları

ТТ Туркче

ТТ Туркче

Нареден пост

Nabokov'un mektupları

Ве молиме Логирај Се да се приклучат на дискусијата

Станете колумнист!

Споделете го вашиот глас на ТТ

  • Турција
  • Уметност и култура
  • Бизнис
  • Инвест
  • Мислење
  • Спорт
  • Мисла и литература
  • Туркестан
  • Светот
Турција трибина

© 2026 Турки Трибјун. Сите права се задржани

Турки Трибјун - Меѓународен глас на Турција

  • За нас - Sanxin
  • Приватност
  • Контактирајте нѐ
  • Рекламирај се
  • Напиши За нас
  • Бесплатни книги

Следете не

Добредојде назад!

Пријавете се на вашата сметка подолу

Заборавена лозинка?

Внесете ја вашата лозинка

Внесете го вашето корисничко име или адреса на е-пошта за да ја поставите вашата лозинка.

Логирај Се
Нема резултат
Прикажи ги сите резултати
  • Турција
  • Уметност и култура
  • Бизнис
  • Инвест
  • Мислење
  • Спорт
  • Мисла и литература
  • Туркестан
  • Светот

© 2026 Турки Трибјун. Сите права се задржани

Вашиот текст