• ترکیه
  • هنرونه او کلتور
  • سوداګري
  • پانګه اچونه
  • نظر
  • لوبې
  • فکر او ادبیات
  • ترکستان
  • نړۍ
پنجشنبې، جون 11، 2026
  • د ننه کیدل
ترکي ټریبیون
  • ترکیه
  • نړۍ
  • سوداګري
  • سفر
  • نظر
  • ترکستان
هیڅ نتیجه نشته
ټولې پايلې وګورئ
  • ترکیه
  • نړۍ
  • سوداګري
  • سفر
  • نظر
  • ترکستان
هیڅ نتیجه نشته
ټولې پايلې وګورئ
ترکي ټریبیون
هیڅ نتیجه نشته
ټولې پايلې وګورئ

د ‏‎Akademisyenlikten vasıfsız işçiliğe

TT Türkçe by TT Türkçe
د جون په 4، 2023
in Türkçe
د لوستلو وخت: 18 دقیقې
A A

Aslı Vatanseverve Meral Gezici Yalçın’in birlikte kaleme aldıkları موږ هر ډول درس ورکوو: د اکادمیکانو بدلون په غیر ماهر کارګر کې د هغه کتاب د اکاډمیک نړۍ په اړه رڼا اچوي ...

Yüzyıllar boyunca diğerlerine göre biraz daha meraklı olan –ve bu yüzden başlarını olur olmaz yerlerde, türlü türlü biçimlerde belaya sokan- kimi insanlar neden bazılarımızızunınızinude, bazılarımızünükınızun د ‏‎Bir kısmımız‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ د ‏‎pek çoka sahip olduğunu, bu arada ciddi bir çoğunluğun elinde de kaybedilecek zincirlerinden başka bir şeyin kalmadığını merak ettiler, bu tarihsel olgunun nasılı, niçrineyürdini. Tartışmanın temelinde ne şekilde oluştuğu, kökeninin nerelere dayandığı hayli şüpheli bir mülkiyet kavramı vardı (bu, çalışarak olabiliyordu mesela, fakat kılıç gücürakuyadule, bayarhuyle, bakat kılığ t paylaşılan bir inanç sebebiyle gönül rızasıyla tapınaklara, rahiplere de taşınabiliyordu eldeki-avuçtaki; galiba bir üretenler vardı, bir de üretilenle ne yapılacağına karar verenler ve esasında müthiş farklı büyüklükteki bu iki küme çok nadiren kesişiyordu).[1] Mülkiyet kavramının yanısıra başka bir kavram, satış kavramı da sahne aldı. د ‏‎Buğday verilip karşılığında hayvan postu da takas edilse, pazar yerinde sikke ile, dinarla da yapılsa, elektronik ortamda bilgisayar ekranından göz kırpan birtakım değerler aracılıdanıkılıkımınılıkılım değerler değerlı danılıkılım. ız olarak mekanizma büyük ölçüde benzer, ana mantık neredeyse aynı idi: “Sende olmayanı , benim olanı istiyorsan satın alacaksın!” (bu, tabii kavgasız-gürültüsüz seçenek: itiraf etmeliyiz ki, iki ayağımızın üzerine dikilmeyi becerdiğimiz çağlardan beri çoğunlukla savaşı tercih ettik).

Kaç bin yıllık insanlık tarihinin iktisadi cephesinin özetini bi-iznillahi teala böylece bir paragrafta tamam ettikten sonra (ki, iktisadın diyelim toplumdan, siyasetten veya kültünılılırden ayrdenınılbirinya siyasetten veya kültünılılırdenin dayrünü ılamayacağı da önemli bir tartışmadır), “satış” temasından hareketle esas konumuza yönelebiliriz‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ . Hoşlansak da, hoşlanmasak da, alkış tutsak da, karşı dursak da dünyamız –en başından beri değilse de, hayli uzun zamandır- yukarıda sözünü ettiğim mülkiyet, satışil ve anılmazılmdayrmınılmazınılmabu hiçbir değeri olmayan, ama müthiş bir sembolizasyon olan paranın etrafında dönmektedir. (Neredeyse) د هغې şeyin satışı mümkündür,[2] fakat üç şeyin, sıralamam gerekirse sağlığın, eğitimin ve adaletin satışı bana her zaman sorunlu görünmüştür. د ‏‎Elbette ki doktor da akşam indiğinde evine ekmek götürmek zorundadır, öğretmenin de ay sonunda faturalarını ödemesi gerekir ya da avukatın çocuğunun okul ücreti halli şediğinde , sabılıkıtırıbırt, e. biraz farklı kriterlerin işlemesi gerekebilir.

 

"Ne Ders Olsa Veririz"، Aslı Vatansever، Meral Gezici Yalçın، İletişim Yayınları
"Ne Ders Olsa Veririz"، Aslı Vatansever، Meral Gezici Yalçın، İletişim Yayınları
د ‏‎Aslı Vatansever ve Meral Gezici Yalçın’ın birlikte kaleme aldıkları‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ"Ne Ders Olsa Veririz": اکاډمیسینین واسیفز İşçiye Dönüşümü(İletişim Yayınları, 2015) bir önceki paragrafta değindiğim kritik, yaşamsal üçlüden bilginin satışını ele alan, bunu da cesaretle, kuramsal yaklaşımla somut bulgıtıkıvrağıdıkızımla semut bulgıtıkırıkıdımaşımla. lle yapan önemli bir çalışma. İki akademisyen bu çok boyutlu soruna vakıf üniversiteleri[3] açısından yaklaşıyor, kendi kişisel deneyimlerini de katarak eğitimde, en basit tanımıyla bilgi aktarmada ve elançımıyla bilgi aktarmada ve bildeçınyalamıdınılamıdılım. alışıyorlar. Vatansever bir sosyolog, Gezici Yalçın ise bir sosyal psikolog, ancak metin ilerledikçe daha iyi, daha net anlaşılıyor ki, mesleki kimliklerinin yanında onlar esas itibarıyla azapları.[/t]

تيوري…

Türkiye’de eğitim üzerine yapılan çalışmalar söz konusu olduğunda genellikle tutulan yol, araştırmanın eldeki konuyla ilgili olduğu düşünülen belirli sayıda kıleşınülen belirli sayıda şıfılanızılanısı urulması, sonuçta ulaşılan bulgunun bol tablolu, bol istatistiki verili bir sunumla okuyucusuna/dinleyicisine ulaştırılmasıdır. Sayılabilir, niceliksel olana yönelik, kantitatif bir tercihtir bu, dolayısıyla niteliksel, kalitatif olanı büyük ölçüde göz ardı etmesi doğal bir sonuçtur. د ‏‎Okullaşma oranlarına bakılır mesela ya da belli yaş gruplarının öncelikleri sorulabilir. د Üniversite düzeyinde hangi bölüm mezunlarının mesleki anlamda hangi sektörlere yöneldikleri araştırılır veya diyelim lise öğrencilerinin matematik, fizik vs. dallarda yölüm mezunlarının, Avadık vs. dallarda yölüm mezunlarının, Avadınınılükda old د ‏‎Birliği ya da OECD ortalamasına göre ne ifade ettiği incelenir (faydasız da değildir bu çalışmalar: sözgelimi, kuruluşunun‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ üzerinden on yıllar geçmesine rağmen kütüphanesi olmayan üniversiteler araştırılsa, plansız-programsız açıldığı için her sene üniversitelere yüzbinlerce başvuru yapıldıldıkbirdağını tarığıdırını dahi tercih edilmeyen bölümler tespit edilse, kaç gencin Yeterli beslenerek, ertesi gün ne yiyeceğini düşünmeden derslerine girdiğine bakılsa ilgi çekici olur kanımca).

د ‏‎Aslı Vatansever ve Meral Gezici Yalçın araştırmanın bu boyutunu, “saha” kısmını ihmal etmemekle birlikte, meseleye öncelikle kuramsal açıdan yaklaşarak bir teorik çıtananak, oçerindek, çerinde, yola çıkıyorlar,[5] bu arada da sıklıkla bakılan öğrenci veya eğitim kurumu yerine sürecin başka bir parçasına, akademisyene odaklanıyorlar.

د ‏‎Getirdikleri perspektif dünya ölçeğinde de görece yakın tarihli sayılabilecek, Türkiye’de ise yeni yeni gündeme gelmeye başlayan prekarya literatürü ve prekarizasyon tartışması. İngilizcede “belirsiz, muğlak,” bu arada bizim için önemli olan manasıyla “güvencesiz” anlamına gelen بې خطره موږ ورته په ترکي ژبه کې له صفت سره کاروو پرولتاريه kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen bir ifade prekarya. Yazarlar kitapta özellikle “Giriş” ve “Hiçleşmenin Systemik Arka Planı” başlıklı bölümlerde konuya dair elde varolan malzemeyi, temel argümanları yetkin bir biçimde özetliyorlar.[6] Kafamızın iyice netleşmesi için mevzunun uzmanına, onun tanımına başvuralım: precarization (prekerleşme, güvencesizleşme) diyor Aslı Vatansever “emeğin, iş piyasalarının acımasız rekabet koşullarında her an sistemin dışına itilme korkusundan dolayı, haklarının çilımsınımesınveenve, haklarının çilemsınımesınveenve. sömürüyü içselleştirmeye razı gelecek derecede sindirilmesi sürecidir” (A. Vatansever, “Prekarya Geceleri. 21. Yüzyıl Dünyasında Geleceği Olmayan Beyaz Yakalıların Rüyası” د ټولنیزو علومو EUL ژورنال (IV:II)، Aralık 2013، ss. 1-20). د ‏‎Kavram doğası gereği çoğunlukla alt sınıflarla, bunun yanında‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ ریزرو اردو (işgücü yedeği ordusu) mantığıyla kolaylıkla yeri doldurulabileceği düşünülen –ve doldurulan!-vasıfsız emekçilerle, örneğin kadınlar, servis sektörü çalörü, gülçılınılıkılınılıkla. د ‏‎k zaman içinde görülüyor ki kapitalizmin belki de yeni bir aşamaya geçmesiyle, neoliberal saldırının yoğunlaşmasıyla vasıflı emek de yavaş yavaş , kademe kademe güvencesizleşiyor. د ‏‎İşte Vatansever ve Gezici Yalçın’ın söylediği ( her ne kadar umutsuzca reddetmeye çabalasa da ) akademinin de bu sürecin bir parçası olduğu, hatta belki de kendisine bilgi üzerindarıyömdeenfe.‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ sim olduğu.

وی پراتیک…

Yazarlarımız araştırmalarının kuramsal çatısını oluşturduktan sonra yavaş yavaş tümü İstanbul’daki vakıf üniversitelerine mensup, sayıları otuza yaklaşan, ağırlıkılıklaraçalanını, ağırlıkılıklarınınının rma görevlisinden kıdemli profesöre kadar uzanan geniş bir mesleki yelpazede yer alan akademisyenlerle yaptıkları yüz yüze görüşmelerden elde ettikleri bulguları yorumylamaya yüzel. Bu kişilerin dile getirdikleri/şahitlikleri de çarpıcı, oradan hareket ederek Vatansever-Gezici Yalçın ikilisinin vardıkları sonuçlar da…

د ‏‎Yukarıda hayli basit bir tanıma başvurarak eğitim için varolan bilginin aktarılması ve yeni bilginin üretilmesi süreci demiştik, iki yazarımıza göre vakıf üniversitelerinunçılımıza göre vakıf üniversitelerinunçılımınılımörınki. yapılamıyor, dahası bunlar ne amaçlanıyor ne de önemseniyor. Üniversite yönetimi (ki, burada mütevelli heyetleri öne çıkıyor, rektörler ya da dekanlar genelde üst makamlardan tebliğ edileni uygulayan memurlar konumunda) د پوهنتون جوړیدو څخه ziyade “şirketleşme” ile ilgili, bunun doğal bir sonucu olarak öğrenci ve öğrenci ileleri “müşteri” olarak algılanıyor ve bu sakat mantık zincirinin sonu da kaçınımümnınılmaz “Mincirininin sonu da kaçınımümnınılımınınılınıbınınırınınınır üşteri velinimetimizdir. Lütfen veresiye teklif etmeyiniz. د ‏‎Resmin diğer tarafında, birçok öğrenci için de esas olay mümkün olduğunca zahmetsiz elde edilecek bir diploma, özgeçmişe eklenecek birkaç satır, gereği halinde ortaya,biriztvkti. Aslı Vatansever’in bir röportajdaki vurucu ifadesiyle "Verdiğimiz diplomalar üzerine basılı oldukları kağıttan daha değersiz."

د ‏‎Diğer bir sorunlu nokta da şu: azınlıkta olan, ama yüksek standartlarla, Global ölçekteki hedeflerle yola çıkan sınırlı sayıdaki kimi üniversite de zaman içinde kendi baştalangıküyüdınıkluçoğluçoğlunı sağlama eğilimi göstererek –hatta bazen en kötü örnekleri taklide yeltenerek- seviyesini, kalitesini aşağıya çekiyor . Ekonomideki Gresham kanununun değişik bir versiyonu adeta: "Kötü üniversite iyi üniversiteyi kovuyor، kendine benzetiyor."[7]

Genel tablo böyle olunca arada kalan akademisyen iyice zor bir duruma, çoğu kez acıklı bir hale düşüyor. د ‏‎Kitaptan bazı örnekleri hatırlarsak, bilimsel anlamda ses getirecek, ciddi bir proje önerisini gündeme taşımaya çalışan bilimadamına bunun yerine becerebilirse üniversiteye on öğrenci, daçi çiversiençi çiversi üniversiteye. ha fazla para kazanacağı fısıldanıyor. Ya da bir talihlinin üzerine kesinlikle uzmanlığı olmayan bir ders kalabiliyor, icabında bir ay çalışıp o dersi verebileceği, veremezse kendisinde bir sorun, bir yetersizlik olduğilekima. Bu arada, başlangıçta verilen sözler tutulmuyor, sözleşmeye konulan maddelere riayet edilmiyor, ders yükü hadsiz arttırılıyor, maaşlar ödenmiyor, sigortalar yatırırılımıyor. Üstüne üstlük, biraz hakkını aramaya niyetlenen, "Bu işte bir yanlışlık var sanki" deme cüretini gösteren birey doğrudan meslektaşları tarafından kınanıyor, yalnıkılıplarkidırkidırkidınıyor da kuyusu kazılıyor. Bir tür “Şu güzel ortamı bozuyorsun” havası… Bu koşullar ve kitapta ayrıntılandırılan benzerleri altında, akademisyenlerin ciddi bölümünün tercihi notu bol, öğrenciyenmayi, sabırızılımınızılımızılınılınılınının د ‏‎ç ya da babacan hocayı oynamak. Bilgi üretimi de çok büyük bir sorun teşkil etmiyor haliyle: neredeyse önceden anlaşılmış üçüncü sınıf dergilere makale yollamak, dostun-akrabanın-hocanın kotardızyazılı20-hocanın. د ‏‎nce basılmış kitabı “genişletilmiş yeni basım” notuyla yayımlamak, tek makalede toparlanabilecek konuyu üçe‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ -beşe bölerek “akademik yükseltme kriterleri”ni sağlamak pek zor olmuyor.

Bu bölümü bitirirken bir ekleme yapmalı, bir “hakkı teslim etmeli”: doğrudur, uzun süredir Batı dünyası üniversitelerinden yola çıkılarak tüm yerküre üniversitelerınılınılınılınılınılüberinد څیړنې پوهنتون (araştırma üniversitesi) mantığı ile veya Avrupa Birliği bilmem kaçıncı çerçeve planı adı altında akademinin enerjisinin –öyle felsefeye, sosyolojiye, tarihe, edebiyata filan değinalömesanyeğil, kazinalömezel-dog. mesi gayretlerinin altı çizildi, bu eklemlenme sürecinin eleştirisi getirildi. د ‏‎Vatansever ve Gezici Yalçın’ın kritiği bu dahi değil!

"Akademik Mitler" ya da Mezarlıktan Geçerken Islık Çalmak

زما په اند "Ne Ders Olsa Veririz" ile getirilen en özgün yaklaşımlardan biri “Akademik Mitler” başlıklı bölümde ifadesini bulan akademi-üniversite-entelektüel ortam güzellemesi ile hesaplaşma gayreti. Önce alt başlıkları sıralayalım, sonra devamını getirelim: "Manevi tatmin," "Gönüllü çilecilik ve adanmışlık," "Otonomi," "Esnek çalışma saatleri ve uzun tatiller," "usan tatiller," "Usun tatiller" ilişkisi ve ders vermenin hazzı ," "Akademisyen olmak için doğanlar: 'Başka bir işi asla yapamazmışım!"

د ‏‎Yazarlarımız istisnaların varlığını Kabul etmekle birlikte, aslında içinde bulunduğu (çırpındığı?) durumun farkında olan akademisyenimiz için ardı ardına sıralananızırıkıdelınızırbun lik karşısında bir yanılsama çabası, şahsına meşruiyet yaratma umudu, Akademiye ve hayata tutunma gerekçesi arama olduğunu savlıyorlar. Kendine ve çevresine bunları gâh inanarak, gâh pek de inanmaksızın bir akademik amentü gibi tekrarlayan akademisyen neticede en son maddeye, “Ben zaten akademisyen olmak için doğmuşum. د ‏‎İstesem de başka bir şey yapamazmışım” noktasına evriliyor. Öte yandan, bir kuşatılmışlık psikolojisi, öğrenilmiş çaresizlik atmosferi, dönüp dolaşıp “Ne yapacaksın? د هغې yer aynı”ya bağlanan bir ruh hali de söz konusu. د ‏‎Buradan Zaman zaman insan dediğimiz varlığın karanlık yüzüne de yol çıkıyor‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ Almanca kökenli, Türkçede tek bir kelime ile karşılanması pek mümkün olmayan, ama herhalde “başkasının mutsuzluğundan mutluluk çıkartmak” şeklinde tercüme edebileceğimizSchadenfreude kavramı akla geliyor mesela. Diyelim, başka vakıf üniversitelerinde maaşlar düzenli yatmazken sizinkini her ay başında alabildiğinize şükrediyorsunuz, bir sabah aniden karşı ofisinizdeki arkadaşınızı yerinde idenççünağe yirdençuğe yrinde idençuğe old. viniyorsunuz ya da “Dekan Hoca beni tutuyor. Ötekilere olan bana olmaz” babında kendinizi avutuyorsunuz.

Vatansever ve Gezici Yalçın’ın bir diğer tespiti (belki de kitabın en can alıcı tespiti) akademisyenlerin açık bir sınıf yanılgısı, bir tür emek reddi içinde olmaları. Üstte anılan gerekçelere ve büyük ölçüde aldıkları eğitime dayanarak kendilerini farklı bir sosyal sınıf, özellikleri, imtiyazları olan bir grup olarak görmek arzusundalar; galiba sosyal sermayeleri (eğitimleri, harcadıkları yıllar vesaire) hakkettiklerini düşündükleri maddi karşılığı bulamayınca bu imaj –bir tür manevi telafi, psikolojik-tatminor, gülükılık, datmin. Araştırmacıların yönelttiği, katılımcıların kendilerini akademisyen kimlikleriyle emekçi olarak görüp görmedikleri sorusuna verdikleri yanıtlar kaba bir tasnifle üyçe hacilbirdıkılırnet. د ‏‎er tepkisel bir üslupla böyle bir bağlantıyı reddediyor, ikinci grup birtakım benzerlikler olsa da farklılıkların çok daha ağır bastığı kanısında, üçüncü gruptan duyulan ise mahçup bir “Vallahi, biraz düşününce aslında da öyle” yarı kabulü. Ve galiba aralarındaki sosyal bilimciler dahi bugüne dek bu soruyu kendilerine sormamışlar, yaşadıklarını serinkanlılıkla tahlile niyetlenmemişler، aynada kendi gözlerinin içine bakmamışlar.

اکاډمیسین دادیانوماشی؟ "Üretimden gelen güç"؟!

İki yazarımız verilerini sunduktan, bu veriler üzerinden yorumlarını getirdikten sonra bu boğucu atmosferin ortadan kaldırılması, akademisyenler tarafından umarsızca sahiplenilen dairinden yorumlarını. د ‏‎eğitimin içindeki insanı da kemiren kısır döngünün kırılması için –fazla ayrıntıya girmeseler de-bir çözüm önerisi‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ getiriyorlar ve akademisyenlerin kendi aralarında geliştirecekleri mesleki, mesleki olduğu kadar insani dayanışmanın önemine vurgu yapıyorlar. د ‏‎Şüphesiz haklılar, ideal olan bu formül olduğu için bunun tartışmasına girmekte fazla bir mana olmasa gerek‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ

Öncelikle, akademisyenlerin pek aralarındaki dayanışma ile bilinen bir profesyonel grup olmadığının kabulü gerek. Bu kopukluğun bir yönü, bazen suçlama düzeyinde abartılı derecelere vardırılsa da belli bir haklılık payı olan “fildişi kuleler” tanımlaması, öte yandan sık sık adıkıknaol kıknaalı, oblimsıkınılıkınılıkılık د ‏‎ğınarak sıkıntılı olabilecek birtakım meselelerden uzak durma eğilimi de yabana atılmamalı (daha önce değindiğimiz sarf‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ edilen emeğin niteliğinin, sınıfsal tanımın şiddetli reddi de bu kapsamda düşünülebilir). Bunların yanısıra, alanın temelinde basitçe ifade edersek “بین –آن بین- bilirim” iddiasının bulunması bireyselliği kuvvetlendiriyor، olası iletişimi sınırlıyor، birlikte hareket etme imkânını ise en alt seviyeye çekiyor. Baskın “İstersen yaparsın, sen diğerlerinden iyisin” söylemi bu bireysellik boyutunu daha da derinleştiriyor. Tüm bu etkenlere, kitapta detaylı şekilde işlenen iş bulma çırpınması (ve bu işi elde tutma gayreti!) , sürekli işsizlik korkusu, işyerinde güvensizlik tarzüeklennegünegüklenegüklenegüklenegülüküdegünellik. lsüzce de olsa- duvardaki bir tuğla olmak, kuzuların sessizliğine bürünmek.

Şunu da görmemek olmaz: icabı halinde dünyanın öteki ucundaki davalara destek olunuyor, Global imza kampanyalarına ateşli biçimde imza konuluyor, uzak diyarlara sefer-i hûmayundıkılıkınılıkınılıkınılık. ğunda (mesela kitapta örnek verildiği üzere onlarca meslektaşınız bir gecede nedensiz işten çıkartıldığında) د ‏‎kimi zaman direkt olarak şahsınız hedefe konulduğunda pek çok durumda ıslık çalarak başka yana bakılabiliyor‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ Ya da diyelim sosyolojiyle, siyasetle, tarihle, kısası doğrudan toplumsal hareketlerle uğraşıyorsunuz, fakat toplumsal olarak hareketlenmeniz gerektiğinde bilginiz kitabi kalıveriyor; teori sağlam olmasına sağlam da pratik Biraz sallantıda gibi. د ‏‎Çağımızın gerçeği (nimeti? laneti?) sanal dünya başka bir âlem: Twitter’da ordular bozuluyor, Facebook’ta fırtınalar estiriliyor, ancak ertesi gün uyandığınızda bunun dekıolıkınılıkılımüsünızda‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ

Bir-iki kelam da emek sözkonusu olduğunda bolca atıfta bulunulan “üretimden gelen güç” üzerine. Başka alanlarda tartışma çok daha anlamlı gibi: örneğin çiftçisiniz, “Artık şunu üretmiyorum/satmıyorum” dediniz, fabrikadasınız, dişlileri durdurma kararı verdiniz, labirajırğırızı, labirajırğızı, labirajırğınız د ‏‎sever ile Gezici Yalçın'ın hakkıyla gösterdiği üzere üretenin de,‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ ürettirenin de, alıcı konumundakinin de “ürünü” (yani, bilgiyi) fazla umursamadığı bir ortamda nasıl bir gücünüz olabilir, ne dereceye kadar etkili olabilirsiniz ki؟

Bu kısmı bir yıllığına Türkiye’de ders vermeyi düşünen, aktaracağım olay dolayısıyla da meslektaşlarınca sıkı sıkıya pazarlık yapması, her şeyi sağısı sağılımöbülentük yapması. den dinlediğim bir anekdotla bağlayayım.[8] د ‏‎Vaka en öndegelenlerden olmayan, fakat yine de yabana atılmayacak bir vakıf üniversitesinde geçiyor.‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ د Genç kuşak bir araştırmacı ile ucu açık olmak üzere bir dönem ders vermesi için anlaşılıyor, dersler başlıyor, gel gör ki ilk ayın sonunda araştırmacınınöbörümödebözımöbülının. Sorulduğunda ufak bir aksaklık yaşandığı, bir sonraki ay çift ödeme yapılacağı söyleniyor, iyi niyetli akademisyen yükümlülüklerini yerine getirmeye devam ediyor, ne çare banka hesabında yine bir hareket yok. Neredeyse dönem sonuna yaklaşılırken yavaş yavaş huylanmaya, ayakları suya ermeye başlayan kahramanımız “üretimden gelen gücünü” kullanmaya karar veriyor ve yönetime maadenınıktirnağısınınısınısınısınınımız. teme girmeyeceğini beyan ediyor. Sonrası ise bir şok: vakti gelince dehşetle görüyor ki, artık her nasılsa notlar girilmiş, sistem saat gibi, tıkır tıkır işlemekte. Bu arada, üniversitece mızıkçılık yapan akademisyene kendisiyle daha fazla çalışılmayacağı bildiriliyor, hizmetlerinden dolayı teşekkür ediliyor.

ویې سیزریټ…

Akademisyenler arasındaki dayanışma duygusunu, daha doğrusu dayanışma duygusunun eksikliğini konuşmuştuk, simdi de cesaretten, hem genel anlamıyla hem de entelektüel cesaret anlamınınıdınyiryla cesaret.

د ‏‎İtiraz edilir mi bilemem, ama gerek yukarıda anılan nedenlerden gerekse başka nedenlerden naşi akademisyenlerin büyük çoğunluğunun fazla cesur olmadığını, orta yolu tercih ederçümıtımıteleri kamıtemerek mütürükımıtımılınık. ıklarını söylemek abartma olmasa gerek. Eleştiri yapılır yapılmasına, hem de bazen en sert, en sivri şekilde, ancak genelde bu kapalı kapılar ardında, ofislerin güvenliğinde, yakın arkadaş çevresinde gerçirekleştir. bir başka ironi de şudur: dört akademisyenden beşi üniversite sistemini, sözgelimi YÖK'ü eleştirirken ("O nasıl oluyor??" demeyin, dördü konuşuyordur, tesadüfen oradankınoldain de tesadüfen konuşuyordur. ) günü geldiğinde o beğenmedikleri sistemin normlarına boyun eğmekten, en bilinen örneğiyle o normlarla doçentlik, profesörlük kovalamaktan geri durmazlar. [9]

Aslı Vatansever’in ve Meral Gezici Yalçın’ın bir yaptıkları, bir de yapmadıkları var. Yaptıkları، netameli bir konuyu hayranlık duyulacak bir cesaretle (yukarıda değindiğim her iki anlamıyla da)، doğru olduğuna inandıkları biçimde ortaya koymaları. Yapmadıkları ise “Bu konu bizim akademik ilgi alanımız. Anlatılanlarla uzak, yakın bir alakamız yok; bizler böyle kaygılardan Azade üst düzey biliminsanlarıyız” demek.

د ‏‎Onlarınki son zamanlarda duyduğum en öfkeli ve en haklı seslerden biri.‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ Ne yaptıklarını biliyorlar, neyi göze aldıklarının gayet iyi farkındalar.[10] Belki de uzatmamalı, doğrudan bu iki yürekli kadına kulak vermeli:

د ‏‎Görüşmecilerimizin kimlikleri ve bağlı bulundukları bölümler ve kurumlar, bu çalışmada da sözü edilen güvensiz akademik ortam ve işten çıkarılma tehditleri nedeniizlakt her kalideyle. د ‏‎Günün birinde hepimizin korkmadan ve tehditlere maruz kalmadan fikirlerimizi söyleyebileceğimiz, eleştiri yapabileceğimiz ve deneyimlerimizi paylaşabileceğimiz bir akademik ortam kılıçimdıkılmızıkılımızıkılımızıkılımızın د ‏‎akla ve kendimizi olası baskı ve işten çıkarılma gibi tehditlere açık hale getirmekle yetiniyoruz‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ

د ‏‎Bu olası riskleri göze alabilmemizin nedeni, elbette ki, her şeyden önce başta da belirttiğimiz sorumluluk duygusudur. د ‏‎Bu, yalnızca akademiye karşı değil, aynı zamanda akademik emeğin metalaşmasının toplumsal yaşam açısından uzun vadeli sonuçlarını öngörebildiğimiz ölçüde, insan toplumluzumlarına sonuçlarını. د ‏‎Bu nedenle bu çalışmanın yalnızca akademik emeğin sorunlarını dile getirmek ve ‘kendi derdimize yanmak’ için yazılmadığını, modern kapitalizmin gösterdiği kanserojen büyüme kıtıkımılıkbir ve Metal retim alanını konu edindiğimizi söylemek isteriz.

İkinci olarak, akademisyenlerin hiçbir iş güvencelerinin olmadığı, her dönem farklı üniversitelerden art arda akademisyen çıkarıldığı br dönemde، yönetimler açısınlerin hiçbir iş güvencelerinin olmadığı. cesaret edebilmemizin bir diğer nedeni de, hiç kuşkusuz etrafımızda bize destek olan yakınlarımızın olmasıdır. Bizimle aynı vicdani düzlemde bulunan ve bize hem çalışma süresince entelektüel hem de işten çıkarılırsak yaşamsal anlamda ellerinden geldiğince destek olacaklarını hissettiren a. Günün birinde böyle endişelerin yaşanmayacağı, ailevi desteklerin de yalnızca duygusal boyutta olmasının Yeterli olacağı bir akademik hayatı görebilmeyi diliyoruz” (ss.11-12).

بیتیریرکن…

هو، دوه هیلې لکه څنګه چې موږ په پای کې پای ته ورسوو ...

Birincisi, benzeri bir kitabın kamu üniversiteleri için de yazılmasını, oralarda yaşanılanların da (örneğin kadrolaşma olgusunun) usulünce dile getirilmesini, yazıya dökülmesini. İtiraf etmeli, pek çok sebepten dolayı bunu pek mümkün göremiyorum.

دوهم، شاید د دې لیکوالانو د توقع خلاف وي. "Ne Ders Olsa Veririz" د ‏‎hayli okunan‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ Umulur ki, okuyanlar yürekten, inanarak “Eğitim şart!” diyenlerdir, “Oh, vallahi yüreğimin yağları eridi. Helal olsun kızlara, ne güzel çakmışlar lafları bizim için de” diyen vakıf üniversiteleri çalışanları değil.


[1] Eski Roma’da bir dönem kölelere tek tip elbise giyme zorunluluğu getirilmesi düşünülmüştü, fakat yönetici sınıf tehlikenin farkına çabuk vardı. Böyle bir uygulama kölelerin görünürlüğünü arttırmanın yanısıra, çarpıcı sayısal üstünlüklerinin iyiden iyiye altını çizecekti. د ‏‎Başta akıllıca görünen bu fikirden anında vazgeçildi.
[2] تاسو نشئ کولی د ضمیر پیرودلو سره هوښیار شئ ، د مثال په توګه. له بلې خوا، یو څوک ممکن د هغو کسانو سره مخ شي چې خپل ضمیر په قیمت پلوري. که څه هم پیرودونکي ډیر روښانه یا کنکریټ څه ترلاسه نه کړل، پلور بیا هم ترسره شو.
[3] Yazarların da kitabın başlarında belirttiği üzere, yaygın olarak kullanılan “özel üniversite” tabiri aslında yanlış, çünkü Türkiye’de bu şekilde tanımlanısılıkılakıde bu şekilde tanımlanısılıkılakımı. f üniversiteleri. Burada akla şu soru takılıyor: Batı’daki örnekleri düşünüldüğünde özel üniversite hemen özerkliği çağrıştıran bir kavram. Sözgelimi, ayrımcılık konusunda son derece hassas bir toplum olan –çünkü bu açıdan berbat bir sicili olan-Amerika Birleşik Devletleri'nde özel üniversite konumundan dolayı, aırımcılık konusunda dolayı, aırutimölıkınınıstı. na açıkça Katolik inancından olup olmadıklarını sorabiliyor, Hristiyanlığın Katolik yorumuna en azından saygılı olmalarını talep edebiliyor. Aynı ülkede, bir kamu üniversitesinde böyle bir şey ciddi bir skandala yol açar. Bilinmez, bir ihtimal 12 Eylül 1980 sonrasında orta öğretimi Milli Eğitim Bakanlığı aracılığıyla, üniversiteleri de Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) sayesinde zapt u rapta, akesinde zapt u rapta, akesinde zapt u konzelnağlanıkılna tısı sebebiyle böyle bir hukuki statüyü tanımaya yanaşmıyor.  
[4] Hayli uzun zamandır İngilizcesini "پوهه د توکو په توګه،" Türkçesini ise "Bilgiyi Satmak: Bir Meta Olarak Bilgi" şeklinde isimlendirdiğim iki paralel proje üzerinde çalıştığım kılıduğım kılıduğım. د İki yazarla kitap dolayısıyla düzenlenen bir panelde tanışma imkânım da oldu, devamında özellikle Aslı Vatansever’le –üstelik bir türlü yüz yüze gelmeyi başaramadanimüzelüktümeli-gayet. Sağolasın Aslı!
[5] په نظري برخه کې، د ټولنپوهنې ادبياتو پر بنسټ، واتنسیور ټینګار وکړ، په داسې حال کې چې ګیزسي یالان د مخامخ غونډو په ارزونه کې خورا فعاله ونډه درلوده.
[6] Burada yine İletişim Yayınları'nın bastığı (ve bence çok hayırlı bir iş yaptığı) Guy Standing'in Prekarya: یینی تحصیلی صنیف'ını ve Aksu Bora, Necmi Erdogan, Tanıl Bora, İlknur Üstün ortak çalışması "Bosuna mı Okuduk؟": Türkiye'de Beyaz Yakalı İşsizliğini anmak gerekir.
[7] ګرشام کانونون این بلینن افادیسي “کوټو پارا ایی پارای کووار”ډیر. د ‏‎Kanun, Tudor dönemi‎‏ پاڼې اړوند نور معلومات په فسبوک کې اوګورئ
[8] له بلې خوا، زموږ د دوو لیکوالانو جدي مشاهده دا ده چې "د پیسو په اړه خبرې کول" د یو ناوړه عمل په توګه لیدل کیږي چې د یو ساینس پوه لپاره مناسب نه دی. دا وضعیت په ښکاره ډول د "اکادمیک افسانې" سره نږدې تړاو لري چې موږ مخکې یادونه وکړه.
[9] زه په شخصي توګه یوازې یو سړی پیژنم چې په دوامداره توګه یې دا انکار کړی او د دې لپاره زه د هغه لپاره ډیر درناوی لرم. همدارنګه، زما په اند د ځوان نسل یو بل غړی هم شتون لري چې دا حقیقت ته پام نه کوي چې هغه کولی شي په اسانۍ سره په خپلو لیکنو او نقاشیو سره یو همکار پروفیسور شي که څه هم هغه له پوهنتون څخه بهر دی.
[10] Makalenin başlığı yanıltıcı olabilir, ama bu yazı kapsamında ele aldığım pek çok temayı “Howard Zinn: Tarihçi ve Eylemci” adlı çalışmamda tartıştım. د ‏‎Yakında İletişim Yayınları tarafından جمع کول په مجله کې به خپور شي.
T24
توري: اکاډمیسنkitapمهم
مخکینی ليکنه د

Cezaevinden 'Son Kuşlar' geçti

بل پوسټ

Nabokov'un mektupları

TT Türkçe

TT Türkçe

بل پوسټ

Nabokov'un mektupları

مهرباني وکړه د ننه کیدل بحث کې ګډون کول

کالم لیکونکی شئ!

خپل غږ په TT کې شریک کړئ

  • ترکیه
  • هنرونه او کلتور
  • سوداګري
  • پانګه اچونه
  • نظر
  • لوبې
  • فکر او ادبیات
  • ترکستان
  • نړۍ
ترکي ټریبیون

© ۲۰۲۶ ترکیه ټریبیون. ټول حقونه خوندي دي

د ترکیې ټریبیون - د ترکیې نړیوال غږ

  • زموږ په اړه - CHG
  • د پټتیا تګلاره
  • موږ سره اړیکه ونیسئ
  • اعلانونه
  • زموږ لپاره ولیکئ
  • وړیا کتابونه

زموږ په تعقیب کړئ

بیا پخیر راغلاست!

لاندې خپل حساب ته ننوتل

هېر شوی شفر

خپل رمز ومومئ

مهرباني وکړئ خپل رمز او بریښنالیک آدرس د خپل رمز له سره تنظیم کولو لپاره دننه کړئ.

د ننه کیدل
هیڅ نتیجه نشته
ټولې پايلې وګورئ
  • ترکیه
  • هنرونه او کلتور
  • سوداګري
  • پانګه اچونه
  • نظر
  • لوبې
  • فکر او ادبیات
  • ترکستان
  • نړۍ

© ۲۰۲۶ ترکیه ټریبیون. ټول حقونه خوندي دي

ستاسو متن